21 Ocak 2019 Pazartesi

Derviş ve Ölüm

Mütemadiyen seslerini duyduğumuz insanlar vardır etrafımızda. Seslerini tanırız, tınısını biliriz. Bazen yüzlerinden uzak olsak da, ruhsal olarak ne durumda olduklarını anlarız ses tonlarından.
Hayatımızdaki insanları seslerince anlarız. Ses kalbin ve beynin yankısıdır. Ses, kimliğin ifade ediliş biçimidir ve biz insanları bu biçimde tanırız.
Bir kısım insanların dışa vurduğu, kendilerini ifade ettiğii şeyler yüzeyseldir. Yürek seslerininden ipucu vermezler. Olay ve durumları, yorum katmadan anlatırlar. Hissettiklerinden bahsetmezler. Hayatımızın ‘Resmi’ insanlardır bunlar..
Bazılarının iç sesleri duyarsınız. Kalp hezeyanlarını, yürek yangınlarını paylaşırlar. Onlarla birlikteyken olaylarla değil, hislerle konuşur, onun hissettilerini hissedersiniz. İç seslerini dinlersiniz uzun uzun. Tanırsınız onları. Ki: bu vasıfla hayatınızda olanların, ‘DOST’ tur isimleri..
Bir kısmının da, iç sesini duymaz, ama hissettiğini hissedersiniz. Kimbilir, Belki AŞK’ tır bunun da adı..
Herkes bakar oysa gökyüzüne. Herkes görür ayı, yıldızları. Ve herkesin içinde dalgalanır koyu renkli okyanuslar. Ama hissetmek, kendi içinde bir sestir insanın. Dipsiz bir kuyu gibi dalga dalga yayılır ruhun duvarlarında.
Ama vuramaz her insan iç sesini dışarıya. Kimi insan için mahremiyettir konuşmak.. Bu yüzden bazılarıyla mezara gider söylenmemiş tüm sözler. Kendileriyle birlikte, sözlerini de bilinmezliğe götürürler.
Bazıları da, bir dostun gelip okumasını bekler kendi iç sesini. Bulamazsa, kapatır kapağını sandığın, kilitler ve saklar anahtarını ilelebet. Hayatlarının çoğu dönemlerinde Mevlana’ca  Şems’lerini aramışlar, ufuktan ansızın atıyla çıkagelecek  bir dostun yolunu gözlemişlerdir de, bulamayınca da kimseyi paylaşmaya değer görememişlerdir. Susmuş, Hamuş olmuşlardır..
…………….
İnsanların iç seslerini dinlemeyi severim. İşte bu pencereden bakınca, geçtiğimiz haftalarda elime geçen kitabı, bir solukta bitiriverdim.
Mevlevi Tekkesinde yaşayan bir dervişin iç sesini dinledim uzun uzun..
Suya bakınca ne düşündüğünü, dostlarını nasıl sevdiğini, kitaplarını, yürüdüğü yollardaki kıvrımları görürcesine dinledim.
Biraz daha zorlasaydım, yüzünü bile görebilecektim !
Bir dervişin gözünden baktım hayata. Bir derviş gözüyle arşınladım sokakları, mevsimlere gözgezdirdim..
Ben de sevdim Hasan’ı. Ben de bir miktar uzak oldum babamdan.. Benim de kardeşim öldürüldü, ağldım.. Ben de anlaşılmak istedim hayatımın uzunca bir döneminde, ama dengimi bulamadım. Ve sonra..
Sonrasında iç sesini bu dervişin, varın siz dinleyin gözlerinizle.
‘Derviş Ve Ölüm’ isimli kitabın içeriğinden, çokta büyük olaylar beklemeyin.. Olaydan çok düşünceleri okuyacak, yapılan tasvirlere görürcesine yakın olacaksınız, ta ki kitabın kapağını kapatana kadar..
Meşa Selimoviç imzalı bu güzel kitabı MEB ile birlikte, iyi bir ‘İç ses’ dinleyicisi olarak ben de tavsiye ediyorum herkese.
Hayal dünyanızda iyi seyirler, keyifli dinlemeler diliyorum..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder